Ayık olmak yalnız olmak değil.

Aramıza katıl

Her hafta bir yazı, doğrudan e-postana.
Ücretsiz, ve istediğin an çıkabilirsin.

Son yazı · 25 Temmuz · Podcast'ten yazıya

Kelimeler bittiğinde: sanat terapisi iyileşmede ne işe yarıyor?

Bağımlılık servisinde çalışırken en çok duyduğum cümle şuydu: "Ben resim yapmayı bilmiyorum." Neyse ki mesele resim yapmak değil.

Devamını oku →
Podcast'ten yazıyaAyık sosyal hayatUzman gözüyleOkur hikâyeleri

22 Temmuz · Uzman gözüyle

Sevdiğin kişi kullanıyorsa: yapabileceklerin ve yapamayacakların

En zor kısmı, bir noktadan sonra elinde olmadığını kabul etmek.

20 Temmuz · Podcast'ten yazıya

Kumar neden bu kadar farklı?

Ortada bir madde yok. Ama beyin açısından fark ettiğinden çok daha az fark var.

18 Temmuz · Hoş geldin

Ayık olmak yalnız olmak değil

Burası neden var, kimin için var.

11 Temmuz · Ayık sosyal hayat

"Niye içmiyorsun?" sorusuna verilebilecek beş cevap

Hiçbiri açıklama yapmanı gerektirmiyor.

4 Temmuz · Uzman gözüyle

Kesmek mi, bırakmak mı?

İkisi aynı şey değil ve hangisinin sana uyduğunu bilmek işi kolaylaştırıyor.

27 Haziran · Temsili hikâye

"Düğüne gitmemek için üç ay bahane ürettim"

Yıllar içinde defalarca duyduğum bir anlatının birleştirilmiş hali.

Instagram'da

@the.sober.social.club

Instagram'da takip et →

← Tüm yazılar

Kelimeler bittiğinde: sanat terapisi iyileşmede ne işe yarıyor?

25 Temmuz · Podcast'ten yazıya

Bir psikiyatri hastanesinin bağımlılık servisinde sanat terapisti olarak çalışırken en çok duyduğum cümle şuydu: "Hocam ben resim yapmayı bilmiyorum."

Bir de arkasından gelen ikinci cümle vardı, genelde daha alçak sesle: "Bunun bana ne faydası olacak ki?"

İkisini de çok iyi anlıyorum. Yetişkin bir insansın, hayatının en zor dönemindesin, ve biri sana pastel boya uzatıyor. Kulağa ciddiyetsiz geliyor.

O yüzden bu yazıda ne yaptığımızı ve neden işe yaradığını anlatmak istiyorum. Sonunda da evde tek başına deneyebileceğin üç şey var. Çayını al, oturalım.

Neden konuşmak her zaman yetmiyor

Terapi büyük ölçüde konuşmaya dayanıyor ve konuşmak çok işe yarıyor. Ama bağımlılıkta tuhaf bir durum var: insanlar kendi hikâyelerini anlatmakta çoğu zaman fazlasıyla ustalaşmış oluyor.

Aynı cümleleri defalarca kurmuşsun. Ailene, doktora, kendine. Hikâyenin cilalı bir versiyonu var ve o versiyon seni bir yere kadar götürüyor, sonra duruyor. Çünkü kelimeler aynı zamanda savunma. En düzgün cümleyi kurabilen kişi, çoğu zaman kendinden en iyi saklanabilen kişi.

Boya bunu bilmiyor. Kâğıt senin hazırladığın cümleyi tanımıyor.

Bir de şu var: bağımlılıkla ilgili deneyimlerin çoğu zaten kelimelerden önce geliyor. Krizin bedende nasıl hissettirdiği, utancın göğse oturması, o "birazdan patlayacağım" hali. Bunları tarif etmek zor. Ama çizmek şaşırtıcı biçimde kolay.

Serviste ne yapıyorduk

Tedavinin farklı aşamalarında farklı şeylere ihtiyaç oluyor. Kabaca dört başlık altında toplayabilirim.

Başlangıç: sadece burada olmak. İlk günlerde kimse derin bir iç dünya çalışmasına hazır değil. Bu dönemde yaptığımız işler bilinçli olarak basit: renk seçmek, ritim tutturmak, elini meşgul etmek. Amaç içgörü değil, dayanabilmek. Bedeni sakinleştirmeden zihinle çalışamıyorsun.

Suçluluk ve utanç. Bu ikisi karıştırılıyor ama çok farklı. Suçluluk "kötü bir şey yaptım" der; utanç "ben kötüyüm" der. İyileşmeyi asıl baltalayan ikincisi, çünkü utanç insanı saklanmaya iter — ve saklanan insan yardım istemez.

Utançla çalışırken görsel olan çok işe yarıyor, çünkü utanç dışarı çıkarılabilir bir şeye dönüştüğünde büyüklüğünü kaybediyor. Kâğıttaki şey artık sen değilsin. Ona bakabiliyorsun. Bakabildiğin şeyle konuşabilirsin.

Kimlik onarımı. Uzun süreli kullanımdan sonra insanların çoğu "ben kimim" sorusunda tıkanıyor. Kullanan kişi olmayı bıraktın, peki şimdi kimsin? Bu boşluk sanıldığından çok daha tehlikeli, çünkü nüksün en sık başladığı yer burası.

Burada yaptığımız çalışmalar geleceğe bakıyor: bir yıl sonraki günün nasıl geçiyor, evinde ne var, sabah kalktığında ne yapıyorsun. Kulağa naif geliyor olabilir ama tarif edilemeyen bir hayata doğru yürümek çok zor.

Nüks önleme. Burada iş çok somutlaşıyor. Tetikleyicileri haritalıyoruz — hangi mekân, hangi saat, hangi duygu, hangi kişi. Görsel bir harita, listeden daha iyi çalışıyor; çünkü insanlar listeyi okuyup unutuyor, ama kendi çizdikleri haritayı hatırlıyorlar.

"Ama ben resim yapmayı bilmiyorum"

Buraya geri dönelim, çünkü en sık takıldığımız yer burası.

Sanat terapisinde yaptığın şeyin güzel olması gerekmiyor. Kimseye gösterilmiyor, puanlanmıyor, yorumlanmıyor. Ben bile "bu neyi simgeliyor" diye tahmin yürütmüyorum — ne anlama geldiğini sadece sen söyleyebilirsin.

Aslında "iyi çizemiyor olmak" bazen avantaj. Çünkü güzel bir şey yapmaya çalıştığında yine performansa geçiyorsun, yine cilalı versiyonu üretiyorsun. Çirkin çizim daha dürüst oluyor.

Son olarak

Sanat terapisi sihirli bir şey değil. Kimseyi tek bir çizimle iyileştirmedi, beni de dahil.

Ama şunu defalarca gördüm: yıllardır kendi hikâyesini aynı cümlelerle anlatan biri, elinde bir kalemle otururken bambaşka bir şey söyleyiveriyor. Sonra kendi söylediğine kendisi şaşırıyor.

O an, iyileşmenin gerçekten başladığı an.

Bu yazının kaynağı olan podcast bölümünü buradan dinleyebilirsin.

← Tüm yazılar

Ayık olmak yalnız olmak değil

18 Temmuz

Bu cümleyi yazarken bile tuhaf bir savunma hissi var içimde. Sanki birinin bana "ama sıkılmıyor musun?" demesini bekliyorum.

Bu his tesadüf değil. Türkiye'de içmemek çoğu zaman bir eksiklik gibi karşılanıyor. Masada kadehin boşsa, bir açıklama borcun var demektir. Hastasın, ilaç kullanıyorsun, araba kullanacaksın, ya da — en sevmediğimiz ihtimal — "bir sorunun" var. İçmemenin sıradan bir tercih olabileceği seçeneği çoğu zaman listeye bile girmiyor.

Oysa asıl mesele sıkılmak değil. Asıl mesele yalnızlık.

Alkolden ya da maddeden uzaklaşan insanların bana en sık anlattığı şey, bıraktıkları maddenin kendisi değil. Bıraktıkları masa. Arkadaş grubunun ortak dili, cuma akşamının ritüeli, gerginliği bastırmanın herkesçe kabul görmüş yolu. Biri bunlardan çıktığında sadece bir alışkanlığı değil, bir aidiyeti de bırakıyor. Ve yerine ne koyacağını kimse söylemiyor.

Bu blogun var olma sebebi tam olarak bu boşluk.

Burada ne yok

Kimseye "bırak" demiyorum. Kimseye teşhis koymuyorum. Gün saymıyoruz, rozet dağıtmıyoruz, kimsenin hikâyesini bir diğerininkiyle yarıştırmıyoruz. Yirmi yıldır kullanan biriyle, sadece hafta içi içmeyi bırakmak isteyen biri aynı sayfada olabilir — ikisinin de sorusu aslında aynı: bu benim hayatımda ne işe yarıyor?

Burası bir tedavi yeri de değil. Ben psikolog ve sanat terapistiyim, ama bu blog terapi değil. Kimi zaman gerçekten profesyonel destek gerekir ve bunu açıkça söyleyeceğim. Burası daha çok, o desteğe gitmeden önce ya da giderken, insanın "demek ki sadece ben değilmişim" diyebildiği yer.

Burada ne var

Podcast'te konuştuklarımızın yazıya dökülmüş hali. Masada, düğünde, iş yemeğinde ne olduğuna dair somut şeyler. Krizin, utancın, geri dönüşün nasıl çalıştığına dair mesleğimden bildiklerim. Ve zamanla — umarım — sizin hikâyeleriniz.

Çünkü bu işin en iyileştirici kısmı benim yazdıklarım değil. Birinin, kendi cümleleriyle anlattığı bir şeyi okuyup "aa, bu tam olarak benim" diyebilmesi.

Nereden başlamalı

Hiçbir şeye karar vermek zorunda değilsin. Bırakmaya da, bırakmamaya da. Şu an sadece merak ediyorsan, o da yeterli bir sebep.

Tek istediğim şu: bir dahaki sefere masada kadehin boş kaldığında ve o soru havada asılı kaldığında, aklının bir köşesinde burası olsun.

Ayık olmak yalnız olmak değil. En azından burada değil.

← Tüm yazılar

"Niye içmiyorsun?" sorusuna verilebilecek beş cevap

11 Temmuz · Ayık sosyal hayat

Sorunun kendisi masum. Soran kişi çoğu zaman gerçekten merak ediyor, ya da sadece konuşmayı sürdürüyor. Ama bu soruyu duyan taraftaysan, bir anda tüm masanın sana baktığını hissediyorsun.

Bu yazının amacı sana en akıllıca cevabı öğretmek değil. Amacı şu: hazırlıksız yakalanmamak. Çünkü asıl zor olan cevap vermek değil, o iki saniyelik boşlukta ne diyeceğini bilememek.

Önce şunu netleştirelim: açıklama yapmak zorunda değilsin

Kimse birine "niye kahve içmiyorsun?" dediğinde uzun bir gerekçe beklemiyor. Alkolün bu ayrıcalığı, ne kadar merkezî bir yerde durduğunu gösteriyor. Yani sorun sende değil — ama masada oturan sensin, o yüzden pratik konuşalım.

1. Düz cevap

"Canım istemiyor."

En kısa olanı ve şaşırtıcı biçimde en etkilisi. Hiçbir kapı açmıyor, hiçbir tartışma başlatmıyor. Üstelik doğru: gerçekten istemiyorsun.

Bu cevabın gücü tonunda. Özür diler gibi söylersen üstüne gelinir; sıradan bir şey söyler gibi söylersen konu kapanır.

2. Konuyu devretmek

"Sen ne içiyorsun, güzel görünüyor."

Soru sana gelmiş, sen topu geri veriyorsun. İnsanlar kendilerinden bahsetmeyi sever ve otuz saniye sonra kimse ne sorduğunu hatırlamaz. Yakın olmadığın kalabalıklarda en zahmetsiz yöntem bu.

3. Küçük ve doğru bir parça

"Şu sıra ara veriyorum." / "Bana iyi gelmiyor."

Hikâyenin tamamını vermeden gerçeği söylemek. Sınır koymanın en sağlıklı hallerinden biri de bu zaten: dürüst olmak, ama her şeyi anlatmak zorunda hissetmemek.

4. Elinde bir şey olsun

Bu bir cevap değil, bir strateji — ve muhtemelen listenin en işe yarayanı.

Eli boş olan insan masada göze çarpar. Elinde soda, limonata, alkolsüz bir şey olan insan çarpmaz. Çoğu zaman soru hiç sorulmaz bile. Mekâna girer girmez kendine bir şey al; sonradan almak, boşluğu fark ettirdikten sonra kapatmaya çalışmak demek.

5. Israr edene karşı

Bir de soruyu sorup bırakmayanlar var. "Bir tanecikten bir şey olmaz", "bugün özel gün", "beni kırma".

"Sağ ol, bu konuda nettim."

Sonra sus ve konuyu değiştir. Israr eden kişi genelde bir tepki arıyor; tepki gelmediğinde devam edecek yakıtı kalmıyor.

Ve zor olan kısım

Bu ısrarın çoğu aslında seninle ilgili değil. Masada içmeyen biri olduğunda, insanlar farkında olmadan kendi içişlerini sorgulamaya başlıyor. Rahatsızlık oradan geliyor. Seni ikna etmeye çalışmaları, çoğu zaman kendilerini rahatlatma çabası. Bunu bilmek, o anı çok daha az kişisel kılıyor.

Son bir şey

Bu cevapların hiçbiri ilk seferde rahat gelmiyor. İlk birkaç seferde sesin titriyor, gereğinden fazla açıklıyorsun, sonra eve gidip o konuşmayı kafanda beş kere tekrar ediyorsun. Bu normal.

Onuncu seferde ise fark ediyorsun ki soruyu soran kişi cevabını duyup çoktan başka bir konuya geçmiş. Asıl büyük mesele olan şey, sadece senin kafandaymış.

Sen bu soruya ne cevap veriyorsun? Bana yaz — bir sonraki yazıda okurlardan gelenleri derleyeceğim.

← Tüm yazılar

Kesmek mi, bırakmak mı?

4 Temmuz · Uzman gözüyle

İnsanlar bana geldiğinde çoğu zaman sorularını şöyle kuruyorlar: "Tamamen bırakmam mı lazım?"

Sorunun içinde gizli bir korku var. Çünkü "tamamen" kelimesi çok büyük. Bir daha asla demek; her düğün, her yılbaşı, her kötü gün dahil demek. İnsanın gözü korkuyor ve çoğu zaman hiç başlamamayı seçiyor.

Oysa ortada iki farklı yol var ve hangisinin sana uyduğunu bilmek işi ciddi biçimde kolaylaştırıyor.

Kesmek (azaltmak)

Kullanmaya devam ediyorsun ama miktarı, sıklığı ya da bağlamı sınırlıyorsun. Sadece hafta sonu, sadece dışarıda, sadece iki kadeh.

Bu yol şu durumlarda çalışıyor: kullanım henüz hayatının merkezine yerleşmemişse, fiziksel bir bağımlılık gelişmemişse, ve — en önemlisi — koyduğun sınıra gerçekten uyabiliyorsan.

Buradaki kritik nokta şu: azaltmayı denemek kendi başına bir teşhis aracı. İki kadehte durmayı deneyip defalarca duramıyorsan, bu bir karakter zaafı değil, bir bilgi. Sana hangi yolun uymadığını söylüyor.

Bırakmak

Tamamen uzak durmak. Kulağa daha zor geliyor ama çoğu insan için pratikte daha kolay — ve bunun sebebi ilginç.

Her seferinde "içeyim mi, içmeyeyim mi, bir tane mi, iki tane mi" diye pazarlık etmek zihinsel olarak yorucu. Karar bir kere verildiğinde o pazarlık ortadan kalkıyor. İnsanlar genelde "hiç içmemek daha zor" bekliyorlar, sonra "asıl yorucu olan sürekli karar vermekmiş" diyorlar.

Bırakmak şu durumlarda daha uygun: azaltma denemeleri tekrar tekrar başarısız olduysa, kullanım fiziksel bir bağımlılık haline geldiyse, ya da hayatında kullanımla doğrudan bağlantılı ciddi kayıplar varsa.

Aradaki alan

Bu ikisi arasında geçiş de var ve bu bir başarısızlık değil. Pek çok insan azaltarak başlıyor, bir süre sonra "bu bana yaramıyor" diyor ve bırakmaya geçiyor. Bazıları da uzun bir aradan sonra farklı bir ilişki kurabiliyor. Yol doğrusal değil. Kimse sana bunu söylemiyor ama zikzak normal.

Önemli bir uyarı

Uzun süredir yoğun alkol kullanıyorsan ya da sakinleştirici türü ilaçlar (benzodiazepinler) kullanıyorsan, aniden ve tamamen kesmek fiziksel olarak tehlikeli olabilir. Titreme, nöbet ve daha ağır tablolarla sonuçlanabilir. Bu durumda bırakma süreci mutlaka bir hekim gözetiminde planlanmalı.

Bu, "iradem yetmiyor" meselesi değil. Bedensel bir durum ve tıbbi destek gerektiriyor. Utanılacak hiçbir tarafı yok.

Peki hangisi bana uygun?

Kimse bunu senin yerine söyleyemez, ama şu üç soru genelde yönü gösteriyor:

  1. Daha önce sınır koymayı denedin mi, ve o sınırda kalabildin mi?
  2. Kullanmadığın günlerde bir eksiklik, huzursuzluk ya da beklenti hissi var mı?
  3. Kullanımını başkalarından saklıyor musun?

İkinci ve üçüncü sorulara "evet" diyorsan, azaltma yolu muhtemelen seni yoracak.

Ve asıl mesele

Hangi yolu seçersen seç, altta yatan soru aynı: bu benim hayatımda ne işe yarıyor?

Çünkü hiç kimse sebepsiz yere içmiyor ya da kullanmıyor. Bir işlevi var — gevşetiyor, susturuyor, cesaret veriyor, geceyi geçiriyor. O işlevi adlandırmadan sadece maddeyi çekip aldığında geriye bir boşluk kalıyor. Ve o boşluk doldurulmadığı sürece, geri dönmek çok kolay.

Asıl iş orada. Kesmek ya da bırakmak, sadece nereden başlayacağın.

← Tüm yazılar

Yardım almak

Bu sayfa, "burası bir tedavi yeri değil" cümlesinin devamı. Çünkü o cümleyi kurup insanı ortada bırakmak olmaz.

Aşağıdakilerin hepsi ücretsiz. Hiçbiri için "yeterince kötü durumda" olman gerekmiyor — bu en yaygın yanlış inanış, ve pek çok insanı yıllarca bekletiyor.

Acil bir durum varsa

112 — bilinç kaybı, nöbet, aşırı doz şüphesi, kendine zarar verme riski. Tereddüt etme, aramak doğru olan.

Nereden başlanır

115 — YEDAM Danışma Hattı (Yeşilay)
Ücretsiz. Alkol, madde, kumar, tütün ve internet bağımlılığında bağımlılık alanında eğitim almış psikologlar yanıtlıyor. Sadece kullanan kişi için değil, yakınları için de. Konuştuktan sonra, istersen bulunduğun ildeki merkeze randevu ayarlıyorlar.

YEDAM merkezleri — 81 ilde ve KKTC'de ayaktan psikososyal destek, ücretsiz. 12 yaş üstü herkese açık. Adresler: yedam.org.tr

AMATEM / ÇEMATEM — Alkol ve madde bağımlılığında tıbbi tedavi merkezleri, devlet hastaneleri bünyesinde. Fiziksel bağımlılık varsa ve güvenli bir arınma süreci gerekiyorsa gidilecek yer burası. Bulunduğun ildeki merkezi 115'i arayarak ya da hastane üzerinden öğrenebilirsin.

Topluluk desteği

Adsız Alkolikler (AA) Türkiye — Ücretsiz, üyelik yok, kimlik ya da belge istenmiyor. Tek şart bırakma arzusu. Toplantı listesi: adsizalkolikler.com
Açık toplantılara herkes katılabilir; kapalı toplantılar sadece alkolle sorunu olanlara.

Adsız Narkotik (NA) Türkiye — Madde kullanımı için aynı yapı. Toplantılar: na-turkiye.org

Al-Anon — Kullanan kişinin yakınları için ayrı bir program. Eşler, ebeveynler, kardeşler. Al-Ateen ise çocuklar için. alanonturkiye.com

Bilinmesi gereken birkaç şey

İlk toplantıya gitmek için "karar vermiş" olman gerekmiyor. Pek çok insan ilk kez sadece dinlemeye gidiyor ve hiçbir şey söylemiyor. Bu tamamen normal ve kimse üstüne gelmiyor.

Yakınıysan da yardım alabilirsin. 115'i arayan insanların önemli bir kısmı kullanan kişi değil, onu seven kişi. Kendi ihtiyacın için aramak meşru bir sebep.

Uzun süredir yoğun alkol ya da sakinleştirici kullanıyorsan, aniden kesmek tıbbi olarak riskli. Bu durumda önce bir hekime görünmen gerekiyor — bu bir irade meselesi değil, bedensel bir durum.

Bu listedeki bilgiler değişebiliyor. Güncel olmayan bir şey fark edersen bana yazarsan çok makbule geçer.

← Tüm yazılar

Sevdiğin kişi kullanıyorsa: yapabileceklerin ve yapamayacakların

22 Temmuz · Uzman gözüyle

Bu blogda çoğunlukla kullanan kişiye sesleniyorum. Ama bana ulaşanların yarısı o kişi değil. Annesi, eşi, kardeşi, en yakın arkadaşı.

Ve genelde aynı cümleyle başlıyorlar: "Ben ne yapabilirim?"

Bu yazı o soruya dürüst bir cevap. Dürüst diyorum çünkü cevabın bir kısmı hoşuna gitmeyecek.

Önce yapamayacakların

Onun yerine karar veremezsin. Bu, kabul edilmesi en zor kısım. Ne kadar sevdiğin, ne kadar uğraştığın, ne kadar haklı olduğun fark etmiyor. Değişim kararını veren kişi olmadıkça hiçbir şey kalıcı olmuyor.

Yeterince sevgiyle iyileştiremezsin. Bu inanç özellikle annelerde ve eşlerde çok güçlü. "Ben yeterince yanında olursam, yeterince anlayışlı olursam..." Böyle çalışmıyor. Ve bu inanç sürdükçe, iyileşmeyen her gün senin başarısızlığın gibi hissediliyor — ki değil.

Doğru cümleyi bulamazsın. İnsanlar bana sık sık "ona nasıl söylemeliyim" diye soruyor, sanki bir sihirli formül varmış gibi. Yok. Aynı cümle bir kişide karşılık buluyor, diğerinde hiçbir şey yapmıyor — ve fark, cümlede değil, o kişinin nerede olduğunda.

Şimdi yapabileceklerin

Utandırmayı bırakabilirsin. Bu en somut katkın. Utanç, kullanımı azaltmıyor — saklamayı artırıyor. Saklayan insan yardım istemiyor. "Kendine baksana ne hale geldin" cümlesi, sadece bir sonraki kullanımın senden gizlenmesini sağlıyor.

Bunun yerine ne söylenir? Genelde şu işe yarıyor: davranışla ilgili konuş, kişilikle ilgili değil. "Sen zayıfsın" yerine "dün gece beni korkuttun".

Sınır koyabilirsin. Ve burada önemli bir ayrım var: sınır, karşı tarafı değiştirmek için konulan bir şey değil. Kendini korumak için konulan bir şey.

"Kullanırsan seni terk ederim" bir tehdit. "Kullandığın akşamlar aynı evde olmayacağım" bir sınır.

Farkı şu: birincisi karşı tarafın davranışına bağlı ve genelde uygulanmıyor, o yüzden de her seferinde inandırıcılığını kaybediyor. İkincisi senin davranışın ve sen uygulayabilirsin.

Kapıyı açık tutabilirsin. İnsanlar hazır olduklarında yardım istiyorlar. O an ne zaman geleceğini kimse bilmiyor. Senin işin o an geldiğinde ulaşılabilir olmak — sürekli ikna etmeye çalışmak değil.

Kendi desteğini alabilirsin. Bu maddeyi en sona koymadım çünkü en önemsizi. Tam tersine. Al-Anon toplantıları tam olarak bunun için var, ve 115'i arayan insanların çoğu zaten yakınlar.

Kurtarmak ile desteklemek arasındaki fark

Bir de kimsenin adını koymadığı bir şey var: bazı yardımlar aslında işi uzatıyor.

Borcunu kapatmak, işe gidemediğinde yerine yalan söylemek, kırdığı şeyleri sessizce toplamak, ailesine durumu güzelleyerek anlatmak. Bunların hepsi sevgiden yapılıyor. Ama hepsi aynı işi görüyor: kullanımın doğal sonuçlarını ortadan kaldırıyor.

Ve insanlar genellikle sonuçlar biriktiğinde değişiyor.

Bu, "bırak dibe vursun" demek değil — o yaklaşım tehlikeli olabilir ve kimi durumda hayati risk taşır. Demek istediğim daha ince bir şey: onu ayakta tutmak senin görevin değil. Bu ikisini ayırt etmek zor, ve tek başına ayırt etmek daha da zor. Bir uzmanla ya da bir destek grubunda konuşmanın en çok işe yaradığı yer tam burası.

Ve şu suçluluk meselesi

Neredeyse herkes bir noktada şunu soruyor: benim yüzümden mi?

Hayır. Bağımlılık tek bir sebepten çıkmıyor — genetik yatkınlık, travma, ruhsal sağlık, çevre, madde ile tanışma yaşı, hepsi bir arada. Hiçbir ebeveyn ya da eş, tek başına birini bağımlı yapamaz.

Ama bu soru genelde bilgi arayışı değil. Bir çeşit pazarlık: "Eğer benim yüzümdense, düzeltmek de benim elimde demektir." Kontrol edilemeyen bir şeyin karşısında kontrol arama çabası.

Anlaşılır. Ama seni yoruyor, ve ona da bir faydası yok.

Son olarak

Senin de iyileşmen gerekiyor, ve senin iyileşmen onunkine bağlı değil. Bunu ilk duyduklarında insanlar genelde biraz kızıyor — bencilce geliyor.

Bencil değil. Yıllarca birinin etrafında dönen bir hayat kurmuş olabilirsin ve o kişi iyileşse bile, o hayat kendiliğinden düzelmiyor. Kendi ismini hatırlamak için ayrı bir çaba gerekiyor.

Yakınları için destek seçenekleri yardım almak sayfasında.

← Tüm yazılar

Kumar neden bu kadar farklı?

20 Temmuz · Podcast'ten yazıya

Kumar bölümünü kaydettikten sonra günlerce aklımdan çıkmadı. Çünkü anlatılanların hiçbiri "kumar" kelimesini duyduğunda insanın aklına gelen şeye benzemiyordu.

Kimse bir kumarhaneye girmemişti. Hikâyelerin çoğu telefonda başlıyordu, çoğu zaman bir maç sırasında, çoğu zaman arkadaş grubunun ortasında.

Madde yok, ama fark ettiğinden az

Kumarın en aldatıcı yanı bu: ortada bedene giren bir şey yok. O yüzden "bu bağımlılık sayılmaz" demek çok kolay.

Oysa beyin açısından mesele maddenin kendisi değil, ödül sisteminin nasıl uyarıldığı. Ve kumar bu sistemi maddelerin çoğundan daha verimli biçimde uyarıyor — çünkü ödül düzensiz geliyor.

Her seferinde kazansan bırakırdın. Hiç kazanmasan da bırakırdın. Asıl bağlayan, ne zaman geleceğini bilememek.

Bu, öğrenme psikolojisinin en eski bulgularından biri ve bahis uygulamaları tam olarak bunun üzerine kurulu. "Az kaldı" hissi — sonuncu sayıda kaybetmek, tek maç tutmamak — beyinde kaybetmek gibi değil, neredeyse kazanmak gibi işleniyor. Yani kaybettiğin el bile seni besliyor.

Neden fark edilmesi bu kadar geç

Alkolde ya da maddede bir noktada beden konuşuyor. Yüz değişiyor, kokusu geliyor, sabahı zor oluyor. Etraftakiler bir şey olduğunu anlıyor.

Kumarda hiçbiri yok. Kişi işine gidiyor, iyi görünüyor, sohbete katılıyor. Fark edildiğinde genelde geriye kalan tek işaret para oluyor — ve para en kolay saklanan şey.

Bu yüzden kumarda aileler çoğu zaman en sonda öğreniyor, ve öğrendiklerinde tablo çok ilerlemiş oluyor.

Borcun kendisi bir tuzak

Kumarda diğerlerinde olmayan bir kısır döngü var: sorunun kendisi, sorunun çözümü gibi görünüyor.

Alkolü bıraktığında geriye kalan zorluklar var ama alkol onları çözmeyi vaat etmiyor. Kumar ediyor. Borç büyüdükçe, o borcu kapatmanın tek yolu gibi görünen şey yine kumar oluyor. "Bir kere toparlarım, sonra bırakırım."

Bu cümle, bu alanda duyduğum en tehlikeli cümle. Ve neredeyse herkes kuruyor.

Kayıp sadece para değil

Bölümde en çok konuştuğumuz kısım buydu aslında. Para kaybı görünür olan, ama insanları asıl yıkan diğerleri:

Yalanların birikmesi. Bir süre sonra o kadar çok şey uydurmuş oluyorsun ki, kim ne biliyor takip edemiyorsun ve sürekli tetikte yaşıyorsun. Zamanın kayması — maçlar, oranlar, sonuçlar günün her saatine yayılıyor. Ve en ağırı: yakınlarının gözündeki güvenin gitmesi. Para geri kazanılabiliyor; o bakış çok daha yavaş dönüyor.

Peki ne yapılıyor

Kumar bağımlılığı Türkiye'de tedavi kapsamında ve YEDAM'ın hizmet verdiği alanlardan biri. 115 hattı doğrudan bu konuda da danışmanlık veriyor — pek çok kişi bunu bilmiyor ve alkol-madde dışında bir şey için aranmayacağını sanıyor.

Pratik tarafta işe yaradığını gördüğüm birkaç şey var: bahis uygulamalarını ve sitelerini engellemek, paranın kontrolünü geçici olarak güvendiğin birine devretmek, borcu tek başına değil biriyle birlikte bir plana bağlamak.

Ama hepsinin altında aynı soru duruyor, tıpkı diğer bağımlılıklardaki gibi: bu senin hayatında ne işe yarıyor? Heyecan mı, kaçış mı, bir şeye ait olma hissi mi, yoksa sadece günün sonundaki boşluğu doldurmak mı?

O sorunun cevabı bulunmadan, engellenen uygulamalar bir süre sonra geri yükleniyor.

Bu yazının kaynağı olan podcast bölümünü buradan dinleyebilirsin. Destek seçenekleri için yardım almak sayfasına bakabilirsin.

← Tüm yazılar

"Düğüne gitmemek için üç ay bahane ürettim"

27 Haziran · Temsili hikâye

Bu bir okur mektubu değil. Yıllar içinde defalarca, farklı insanlardan dinlediğim bir anlatının birleştirilmiş hali — kimsenin kendi hikâyesi değil, hepsinin ortak yeri. Gerçek okur hikâyeleri geldikçe burada onları yayınlayacağım.

Davetiye şubatta geldi. Düğün mayıstaydı. Aradaki üç ayı, gitmemek için bir sebep bulmaya çalışarak geçirdim.

İşten izin çıkmayabilir dedim. O tarihte belki şehir dışında olurum dedim. Belki de o hafta hasta olurum diye düşündüm, ve bunu düşünürken kendimden utandım.

En yakın arkadaşımın düğünüydü.

Kimse benden içmemi beklemiyordu aslında. Herkes biliyordu. Sorun onlar değildi — sorun, o salonda kendimi nasıl duracağımı bilmememdi.

Ellerimi nereye koyacağımı bilmiyordum

Kulağa saçma geliyor ama en çok korktuğum şey buydu. On beş yıl boyunca her kalabalık ortama elimde bir bardakla girmiştim. Konuşma başlatmanın, sıkıldığında bir şeyle meşgul olmanın, sessizliği doldurmanın yolu oydu.

Onsuz nasıl sohbet edilir, gerçekten bilmiyordum. Kırk yaşında bir insan olarak, bir düğünde nasıl durulacağını bilmiyordum.

Gittim

Sonunda gittim, çünkü gitmemenin bedeli daha ağırdı.

İlk yarım saat berbattı. Herkes birbirine sarılıyordu, ben kapıya yakın bir yerde duruyordum ve nerede duracağımı bilmiyordum. Garson geldiğinde soda istedim ve sesim gereğinden yüksek çıktı — sanki bütün salon duysun istiyordum, sanki bir açıklama yapıyordum.

Kimse dönüp bakmadı.

Sonra bir teyze yanıma geldi, elimdeki bardağa baktı, "aa sen de mi araba kullanıyorsun" dedi ve cevabımı beklemeden torunlarını anlatmaya başladı. Yirmi dakika dinledim. Hayatımın en rahat yirmi dakikasıydı.

Fark ettiğim şey

Gece boyunca kimse bana içki teklif etmedi. Bir kişi hariç, o da bir kere sordu ve "istemiyorum" deyince "tamam" dedi.

O üç ay boyunca kafamda kurduğum sahnelerin hiçbiri olmadı. Ne ısrar eden kalabalık, ne herkesin bana dönüp bakması, ne de o utandırıcı an.

Üç ay boyunca korktuğum düğün, aslında hiç olmamıştı. Sadece kafamda olmuştu.

Ama bir şey gerçekti

Yine de yalan söylemeyeyim: eve döndüğümde çok yorgundum. Fiziksel bir yorgunluk değil.

Bütün gece bir tarafım tetikteydi. Ne zaman soracaklar, ne diyeceğim, yeterince normal görünüyor muyum. Kimse beni izlemiyordu ama ben kendimi izliyordum, ve bu yorucu.

Bunun geçtiğini söyleyen insanlar var. Bende iki yıl sürdü. Şimdi düğünlere gidiyorum ve çoğu zaman aklıma bile gelmiyor.

Ama o ilk yılda, her davetiye bir hesap kitap demekti. Bunu yaşayan biri varsa bilsin: numara yapmıyorsun, gerçekten zor. Ve gerçekten geçiyor.

Sen de anlatmak istersen, buradan yazabilirsin.

← Tüm yazılar

Hakkında

The Sober Social Club, alkol ya da maddeyle arasına mesafe koymayı düşünen — ya da çoktan koymuş olan — herkes için bir buluşma yeri.

Burada kimseye "bırak" denmiyor. Teşhis konmuyor, gün sayılmıyor, rozet dağıtılmıyor. Kimsenin hikâyesi bir diğerinden daha ağır ya da daha hafif sayılmıyor. Sadece dürüst bir soru var: bu senin hayatında gerçekten ne işe yarıyor?

Bazılarımız yıllardır uzak duruyor ve bunun için epey mücadele etti. Bazılarımız sadece pazartesi sabahları biraz daha net uyanmak istiyor. Bazılarımız da henüz karar vermedi — ve burada kalmak için karar vermek zorunda değilsin.

Yazdıklarım kısmen mesleğimden geliyor: psikolog ve sanat terapistiyim, insanların kendileriyle kurdukları ilişkiyi onarmalarına eşlik ediyorum. Kısmen de o tanıdık andan: herkesin kadehi dolu, seninki boş ve "niye içmiyorsun?" sorusu havada asılı kalıyor.

Her hafta bir yazı. Bazen podcast bölümlerinden, bazen okur hikâyelerinden, bazen de sadece hayatın içinden.

Burası bir tedavi yeri değil, bir sohbet yeri. Ama yalnız hissediyorsan, doğru yerdesin.

Gerçek bir desteğe ihtiyacın varsa, yardım almak sayfasında ücretsiz seçenekler var.

@the.sober.social.club · psk.deryalyuksel@gmail.com · deryalyuksel.com

← Tüm yazılar

Podcast

Burası "her şey yolunda" rolünü biraz kenara bıraktığımız yer. Bağımlılığı romantize etmiyoruz — ama şeytanlaştırmıyoruz da. Utanç yerine merak, yargı yerine anlayış koyuyoruz.

Samimi sohbetler, sanat terapisi yönergeleri, iyileşme literatüründen sade bilgiler ve bol "aa ben de!" anları. Mükemmel olma kulübü değil; insan olma kulübü.

Spotify'da dinle · YouTube'da izle · Instagram'da takip et

19 Haziran · 1 sa 32 dk

A.M (peçete) üzerine

Sentetik kannabinoidler: bu maddeler tam olarak ne, insanlar neden kullanıyor, kısa ve uzun vadede neler oluyor. Konuğumuz kendi deneyimini tüm açıklığıyla paylaşıyor.

16 Haziran · 1 sa 35 dk

Metamfetamin üzerine

Metamfetamin nedir, hangi riskleri taşır, bağımlılık döngüsü nasıl kuruluyor — ve bu maddeyle ilgili yaygın yanlış inanışlar.

14 Haziran · 24 dk

Sanat terapisi ile iyileşmek

Bu bölümde konuk benim. Bir psikiyatri hastanesinin bağımlılık servisinde sanat terapisti olarak çalıştığım dönemi, suçluluk, kimlik onarımı ve nüks önleme çalışmalarını anlatıyorum.

11 Haziran · 1 sa 37 dk

Ekstazi (MDMA) üzerine

Konuğumuz MDMA ile kişisel deneyimini, fark ettiği zararları ve iyileşme yolculuğunu paylaşıyor.

8 Haziran · 41 dk

Destek almanın cesareti üzerine (2. bölüm)

İyileşme sürecinde hayatı yeniden kurmak: boşalan zamanı doldurmak, hobiler, destek sistemleri. Ayıklık sadece bir şeyi bırakmak değil, kendine yeni bir hayat kurmak.

8 Haziran · 56 dk

Destek almanın cesareti üzerine (1. bölüm)

Konuğumuzla maddeyle olan geçmişini, iyileşme yolculuğundaki kırılma noktalarını ve yardım istemenin neden bu kadar zor olduğunu konuşuyoruz.

29 Mayıs · 1 sa 5 dk

Ayıklıkta maskeyi çıkarmak

Psikanaliz sürecinin kazandırdığı farkındalıklar, utancın yarattığı maskelerden sıyrılmak ve topluluk desteğinin iyileşmedeki yeri.

18 Mayıs · 47 dk

Narsistik bir ilişkinin anatomisi (2. bölüm)

Sınır koymak, kendini korumak ve döngüyü fark edebilmek üzerine.

18 Mayıs · 1 sa 1 dk

Narsistik bir ilişkinin anatomisi (1. bölüm)

Lovebombing'le başlayan, gaslighting'le devam eden bir ilişkinin farkındalık anına uzanan hikâyesi.

15 Mayıs · 1 sa 26 dk

Adsız Narkotikler ile iyileşme yolculuğu

Toplantıların işleyişi, 12 basamak programı, rehber (sponsor) edinmenin önemi ve iyileşmede topluluk desteğinin rolü.

6 Mayıs · 1 sa 21 dk

Kumarın batırdığı hayatlar

Kumarın yarattığı yalnızca maddi değil manevi kayıplar. Ülkemizde giderek yaygınlaşan ama hâlâ çok yanlış anlaşılan bir konu.

3 Mayıs · 1 sa 43 dk

Alkol sorunsa çare var

Konuğumuz alkolle olan ilişkisini fark etme sürecini anlatıyor; kaymaların da sürecin bir parçası olabileceğini vurguluyor.

Tüm bölümler Spotify ve YouTube'da.

← Tüm yazılar

Hikâyeni gönder

Burada okuduğun hikâyelerin çoğu benim değil, sizin.

Anlatmak istediğin bir şey varsa — bir masa, bir sabah, bir karar, bir geri dönüş — bana yaz. Uzun olmasına, düzgün yazılmış olmasına, sonunun mutlu bitmesine gerek yok.

İsmini kullanmıyorum. İstersen tamamen isimsiz, istersen sadece baş harflerinle yayınlarım.

Yayınlamadan önce sana son hâlini gönderiyorum; "vazgeçtim" deme hakkın her zaman var.