Kelimeler bittiğinde: sanat terapisi iyileşmede ne işe yarıyor?
Bir psikiyatri hastanesinin bağımlılık servisinde sanat terapisti olarak çalışırken en çok duyduğum cümle şuydu: "Hocam ben resim yapmayı bilmiyorum."
Bir de arkasından gelen ikinci cümle vardı, genelde daha alçak sesle: "Bunun bana ne faydası olacak ki?"
İkisini de çok iyi anlıyorum. Yetişkin bir insansın, hayatının en zor dönemindesin, ve biri sana pastel boya uzatıyor. Kulağa ciddiyetsiz geliyor.
O yüzden bu yazıda ne yaptığımızı ve neden işe yaradığını anlatmak istiyorum. Sonunda da evde tek başına deneyebileceğin üç şey var. Çayını al, oturalım.
Neden konuşmak her zaman yetmiyor
Terapi büyük ölçüde konuşmaya dayanıyor ve konuşmak çok işe yarıyor. Ama bağımlılıkta tuhaf bir durum var: insanlar kendi hikâyelerini anlatmakta çoğu zaman fazlasıyla ustalaşmış oluyor.
Aynı cümleleri defalarca kurmuşsun. Ailene, doktora, kendine. Hikâyenin cilalı bir versiyonu var ve o versiyon seni bir yere kadar götürüyor, sonra duruyor. Çünkü kelimeler aynı zamanda savunma. En düzgün cümleyi kurabilen kişi, çoğu zaman kendinden en iyi saklanabilen kişi.
Boya bunu bilmiyor. Kâğıt senin hazırladığın cümleyi tanımıyor.
Bir de şu var: bağımlılıkla ilgili deneyimlerin çoğu zaten kelimelerden önce geliyor. Krizin bedende nasıl hissettirdiği, utancın göğse oturması, o "birazdan patlayacağım" hali. Bunları tarif etmek zor. Ama çizmek şaşırtıcı biçimde kolay.
Serviste ne yapıyorduk
Tedavinin farklı aşamalarında farklı şeylere ihtiyaç oluyor. Kabaca dört başlık altında toplayabilirim.
Başlangıç: sadece burada olmak. İlk günlerde kimse derin bir iç dünya çalışmasına hazır değil. Bu dönemde yaptığımız işler bilinçli olarak basit: renk seçmek, ritim tutturmak, elini meşgul etmek. Amaç içgörü değil, dayanabilmek. Bedeni sakinleştirmeden zihinle çalışamıyorsun.
Suçluluk ve utanç. Bu ikisi karıştırılıyor ama çok farklı. Suçluluk "kötü bir şey yaptım" der; utanç "ben kötüyüm" der. İyileşmeyi asıl baltalayan ikincisi, çünkü utanç insanı saklanmaya iter — ve saklanan insan yardım istemez.
Utançla çalışırken görsel olan çok işe yarıyor, çünkü utanç dışarı çıkarılabilir bir şeye dönüştüğünde büyüklüğünü kaybediyor. Kâğıttaki şey artık sen değilsin. Ona bakabiliyorsun. Bakabildiğin şeyle konuşabilirsin.
Kimlik onarımı. Uzun süreli kullanımdan sonra insanların çoğu "ben kimim" sorusunda tıkanıyor. Kullanan kişi olmayı bıraktın, peki şimdi kimsin? Bu boşluk sanıldığından çok daha tehlikeli, çünkü nüksün en sık başladığı yer burası.
Burada yaptığımız çalışmalar geleceğe bakıyor: bir yıl sonraki günün nasıl geçiyor, evinde ne var, sabah kalktığında ne yapıyorsun. Kulağa naif geliyor olabilir ama tarif edilemeyen bir hayata doğru yürümek çok zor.
Nüks önleme. Burada iş çok somutlaşıyor. Tetikleyicileri haritalıyoruz — hangi mekân, hangi saat, hangi duygu, hangi kişi. Görsel bir harita, listeden daha iyi çalışıyor; çünkü insanlar listeyi okuyup unutuyor, ama kendi çizdikleri haritayı hatırlıyorlar.
"Ama ben resim yapmayı bilmiyorum"
Buraya geri dönelim, çünkü en sık takıldığımız yer burası.
Sanat terapisinde yaptığın şeyin güzel olması gerekmiyor. Kimseye gösterilmiyor, puanlanmıyor, yorumlanmıyor. Ben bile "bu neyi simgeliyor" diye tahmin yürütmüyorum — ne anlama geldiğini sadece sen söyleyebilirsin.
Aslında "iyi çizemiyor olmak" bazen avantaj. Çünkü güzel bir şey yapmaya çalıştığında yine performansa geçiyorsun, yine cilalı versiyonu üretiyorsun. Çirkin çizim daha dürüst oluyor.
Son olarak
Sanat terapisi sihirli bir şey değil. Kimseyi tek bir çizimle iyileştirmedi, beni de dahil.
Ama şunu defalarca gördüm: yıllardır kendi hikâyesini aynı cümlelerle anlatan biri, elinde bir kalemle otururken bambaşka bir şey söyleyiveriyor. Sonra kendi söylediğine kendisi şaşırıyor.
O an, iyileşmenin gerçekten başladığı an.
Bu yazının kaynağı olan podcast bölümünü buradan dinleyebilirsin.